30 Mayıs 2012 Çarşamba

OSMANLI TARİHİ GENEL ESERLERİ



     OSMANLI TARİHİ GENEL ESERLERİ




GENEL ESERLER
 

1) Büyük Osmanlı Tarihi:
 İlk 6 cildi İ. Hakkı Uzunçarşılı tarafından, diğer 5 cildi de E. Ziya Karal tarafından yazılmıştır. Kuruluşundan çöküşüne kadar Osmanlı Tarihi incelenmektedir. Ancak kronolojik ve sosyal tarihe fazla değinmeyen bir yapıttır. 


2) Von Hammer –Osmanlı Devleti Tarihi:
 10 ciltlik bir eser. Yabancı gözüyle Osmanlı Tarihi’ni anlatan ve oldukça objektif sayılabilecek bir eser. 1700’lerin sonuna kadar ele alır. 10 cilt olarak bulunmaktadır. Bütün dillerde yazılmış en önemli Osmanlı Tarihi araştırma eseridir. Yazar hem doğu hem de batı kaynaklarından yararlanmıştır. 


3) Nicolae Jorga – Osmanlı İmparatorluğu Tarihi:
 Yakın dönemde 5 cilt olarak piyasaya çıktı. Jorga’nın bu eseri 1900’lerin başlarında tamamlanmış ülkemizde ise yakın zamanda basılmıştır. Halil İnalcık bu eseri çok övmüştür. Batılı gözüyle ancak bu kadar objektif olunabileceğini belirtmiştir. Nilüfer Epçeli ve Kemal Beydilli tarafından çevirisi yapılmıştır.

4) İ. Hami Danişmend – İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi:
 6 ciltlik bir eserdir. 4 cildi Osmanlı Tarihi’ne, 1 cildi Osmanlı Tarihi’nde görev yapmış yöneticilere, 1 cildi de Osmanlı Tarihi hakkında yabancı yazarlar tarafından yayımlanmış makalelere ayrılmıştır. Fazla “Türkçü” bir bakış açısı vardır; oldukça özgün yorum ve saptamalar vardır. Ön sözünde uzun yıllara dayanan araştırmaların ürünü olduğu yazılıyor. Piyasada baskısı bulunmamaktadır. Tamamen kronolojik biçimde ele alınmıştır. 


5)Yılmaz Öztuna – Büyük Türkiye Tarihi. Yazdığı “Büyük Türkiye Tarihi” isimli eser 10 ciltten oluşmaktadır. Ekseriyeti Osmanlı Tarihi’ne ayrılmıştır.

6) Yeni Türkiye Yayınları – Osmanlı Projesi:
 12 ciltten oluşmaktadır.Osmanlı Tarihi eksiksiz her yönüyle ele alınmıştır. Yüzlerce yazar ve akademisyen özgün makalelerle projeye katılmıştır.

7) Halil İnalcık & Günsel Renda - Osmanlı Uygarlığı:
 Kültür Bakanlığı baskısını yapılmıştır.Beynelminel alanda ödüller almıştır. İki ciltten oluşmaktadır

8) Ahmet Rasim - Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi :

9) Andrew Wheatcroft – Osmanlılar:  Çeviren, Mehmet Harmancı

10) Caroline Finkel - Osmanlı İmparatorluğunun Öyküsü :  Çeviren ,Zülal Kılıç


11) Colin Imber - The  Ottoman Empire

12) Dimitri Cantemir - Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi

13) Ernst Werner – Büyük Bir Devletin Doğuşu: Çeviren, Orhan Esen

14) Feridun M. Emecen – Osmanlı Devletinin Kuruluşundan Fetret Dönemine

15 ) Franz Teaschner – 1453 Yılına Kadar Osmanlı Türkleri : Çeviren , Necmi Ülker

16 ) Metin Kunt - Siyasal Tarih, Türkiye Tarihi, Osmanlı Devleti

17 ) jason Godwin – Ufukların Efendisi Osmanlılar

18) Halil İnalcık – Türkler ve Osmanlılar

19 ) Halil İnalcık – Osmanlı Tarihine Toplu Bakış, Devlet-i Aliye


KURULUŞ VE YÜKSELİŞ DÖNEMİ 

1) M. Fuad Köprülü – Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu:
 Fuad Köprülü’nün bu kitabı Osmanlıların kuruluşu ile ilgili olarak yayımlanan en temel kaynak kitaptır.

2) M. Fuad Köprülü - Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri:
 Yayımlandığında çok etki uyandırmış bir kitaptır. Osmanlı’nın, Bizans kurumlarını taklit ederek oluştuğunu iddia eden yabancı yazarlara belgeleriyle cevap vermektedir M. Fuad Köprülü bu alandaki iyi çalışmalardandır. 


3) Paul Wittek - Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğuşu: Temel kaynaklardan birisidir .


4) Adams Gibbons – Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu:
 Osmanlı’nın kuruluşuna farklı bir açıdan bakan fakat tezlerinin çoğu çürütülmüş bir kitaptır.

5) Cemal Kafadar – Between Two Worlds:
 ABD’de basılmıştır. Henüz Türkçe ’ye çevirisi yapılmamaıştır. Cemal Kafadar şuan Harvard’da ders vermektedir.


6) Halil İnalcık - Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ:
 Klasik Osmanlı Tarihi hakkında yazılmış eserlerin en önemlilerindendir. Dünyaca ünlü duayen tarihçi Halil İnalcık’ın bu kitabı dünyanın pek çok üniversitesinde ders kitabı olarak okutulmaktadır. 


7) Mustafa Akdağ - Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi:
 Yazar bu eseri 5 cilt olarak düşünmüş. Ancak 70’lerin başında vefat edince 2 cildi tamamlanabilmiştir. Ön sözünde sadece 2. cildin 11 yılda tamamlandığı yazılıyor. Selçuklu Tarihi’nden başlar. İkinci cilt bitiminde 1500 lere gelinmiştir. Ayrıca bir sosyal tarih kitabı olarak da gösterilebilir.

8) Franz Babinger - Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı:
  Türkçe’ye yeni çevrilmiştir. Otoriteler tarafından hatta yabancı otoriteler tarafından çok yanlı bir kitap olduğu söylenir. Fatih ve devri hakkında doğru yanlış pek çok bilgi barındırır.


SON DÖNEM
 

1) MEB – Tanzimat:
 Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Tanzimat’ın 100. yılı münasebetiyle çıkarılan ve dönemin en önemli akademisyenleri tarafından yazılan makalelerden oluşan bir eserdir. Her yönüyle Tanzimat Dönemi’ni ele alır. Orjinali 1 cilt iken, MEB bunları 2 cilde ayırmıştır.

2) İlber Ortaylı – İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı:
 Osmanlı Tarihi’nin modernleşme sancılarının yaşandığı 19. yüzyılına ışık tutan oldukça önemli bir araştırmadır.

3) Mahmud Kemal İnal – Son Sadrazamlar:
  Tanzimat döneminden itibaren yıkılışa kadar görev alan tüm sadrazamları ve dönemlerini inceler. Dili çok ağırdır.1940’larda yazılmaya başlanmış ve 1950’lerde tamamlanmıştır.


4) Bernard Lewis – Modern Türkiye’nin Doğuşu:
 Osmanlı tarihinin son dönemlerinden Cumhuriyet tarihinin ilk dönemlerine kadar gelen bir süreçte Osmanlı’nın yıkılış sebeplerini ve modernleşme çabalarını inceler. TTK tarafından basılmıştır.


5) Kolektif - Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi: 6 ciltten oluşan bir eserdir. Yine alanlarında uzman olan kişilerce Tanzimat’tan Osmanlı’nın yıkılışına kadar gelen süreçteki önemli tüm konular başlıklar altında ve makaleler şeklinde incelenmiştir.

6) İslam Ansiklopedisi

7) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

8)Mehmet Süreyya-Sicill-i Osmani



OSMANLI TARİHİ İLE İLGİLİ DİĞER ESERLER

1) Halil İnalcık-Osmanlı İmparatorluğu

 2) Ömer Lütfi Barkan – Osmanlı Devleti’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi 

3) Ahmet Tabakoğlu – Türkiye İktisat Tarihi
 

4) Ahmet Güner Sayar - Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması
 

5) Suraiya Faroqhi – Osmanlılarda Kentler ve Kentliler
 

6) İlber Ortaylı – Osmanlı Toplumunda Aile
 

7) Taner Timur – Kuruluş ve Yükseliş Döneminde Osmanlı Toplumsal Düzeni
 

8) Ömer Lütfi Barkan – Türkiye’de Toprak Meselesi (Makaleler)
 

9) Mehmet Genç - Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi
 

10) İlber Ortaylı – Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisadi ve Sosyal Değişim (Kitap makalelerden oluşuyor)
 

11) Şevket Pamuk - Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi
 

12) Mustafa Akdağ – Celali İsyanları
 


      Osmanlı kurumlarını ayrı ayrı incelemek isterseniz, TTK’nın bastığı İ. Hakkı Uzunçarşılı eserlerini alabilirsiniz.
 Osmanlı’nın Saray Teşkilatı, İlmiye Teşkilatı ve Seyfiye (Askeri) Teşkilatı hakkında ayrı ayrı kitapları vardır.

OSMANLI DEVLET RİCALİ VE ÖNEMLİ DEVLET ADAMLARI
1)Veziriazamlar, Kaptanpaşalar, Şüyhülislamlar, Deftardarlar, Nişancılar, Reisülküttaplar: İsmail Hami Danişmend,İzahlı Osmanlı Kronolojisi
2)Şeyhülislamlar;İlmiye Sal Namesi:Seyit Ali Kahraman
3)Sadaret Kethüdaları;Muzaffer Doğan:Sadaret Kethüdalığı
4) Reisülküttaplar;Recep Ahıshalı:Osmanlı Devlet Teşkilatında Reisülküttaplık
5)Çavuşpaşalar;Murat Uluskan:Divan-ı Hümayün Çavuşbaşılığı
6)Nişancılar;Hüseyin Hüsamettin:Nişancılar Durağı
7)Defter eminleri ;  Erhan Afyoncu, Osmanlı Devlet Teşkilatında Defterhane-i Amire
8) Teşrifatçılar; Filiz Karaca : Tanzimat Dönemi ve Sonrasında Osmanlı Teşrifat Müessesesi
9) Tersane eminleri; İdris Bostan , Osmanlı Bahriye Teşkilatı
10) Bostancıbaşılar : Murat yıldız, Osmanlı Devlet Teşkilatında Bostancı Ocağı
11) Baruthane Nazırları : Zafer Gülen, Osmanlı Devletinde Baruthane-i Amire
12) Osmanlı Elçileri : Faik Reşit Unat, Osmanlı Sefirleri ve Sefalet Nameleri
13) Osmanlı Devletine Gelen Elçiler, Faik Reşit Unat, Osmanlı Sefirlerei ve Sefalet Nameleri                                

Kaynak
-  AFYONCU E. , Tanzimat Öncesi Osmanlı Tarihi Araştırma Rehberi, İstanbul 2009
- Kaynaklı Araştırmalar
                                                                                     
                                                                              
                                     T.C.
           GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ
                     EDEBİYAT FAKÜLTESİ
                         TARİH BÖLÜMÜ

      
               OSMANLI TARİHİ GENEL ESERLERİ
                     

                        
                  
                  


                                                 
  
                                   
                                            Hazırlayan:  Şuayp ATEŞ  


OSMANLI TOPRAK DÜZENİNİN TAM BOZULMASI


OSMANLI TOPRAK DÜZENİNİN TAM BOZULMASI
     
              
             - Miri Arazinin Kesin Olarak Mülk Haline Dönüşmesi

I )  Genel Olarak

II) Arazi Kanununun TMK İle Mülga Olup Olmadığı Meselesi
 1) Arazi Kanununun Mer’i Olduğu Görüşü
2) Arazi Kanununun Mülga Olduğu Görüşü

III) Miri Arazinin Zaman Aşımı İle İktisabı
1) Genel Olarak
2) Osmanlı Hukukunda Zaman Aşımı
3) Miri Arazide Zaman Aşımı ve Mahiyeti
4) Miri Arazinin Zaman Aşımı İle İktisabı

             - Osmanlı Toprak Düzeninin Bozulmasının Bugünkü Toprak Düzenine Tesirleri

1) Cumhuriyet İdaresi Adaletsiz Bir Toprak Düzeni ve İlkel Bir Tarımsal Yapı Devralmıştır

2) Cumhuriyet İdaresinin Toprak-İnsan İlişkilerine Bakış Açısı

           - SONUÇ

           Miri Arazinin Kesin Olarak Mülk Haline Dönüşmesi

I )  Genel Olarak
         Arazi kanunda yapılan değişiklikle miri arazi fiilen özel mülk haline geçmiş buna rağmen rakabenin devlette olması ı niteliği değişmemiştir. Osmanlı Devleti mutasarrıfın arazi üzerinde ki hukuki haklarını tam olarak kesinleştiremeden yıkılmıştır. Yeni kurulun Türkiye Cumhuriyeti ise eski hukuku kısa bir müddet uygulamış fakat 1926 yılında İsviçre Medeni Kanununu alarak yeni bir hukuk sistemi oluşturmuştur. Yeni kanunla beraber miri arazinin mutasarrıfın özel mülkü olup olmadığının kesinleşmesi için bu arazini mülga olup olmadığı ön meselesi halledilmelidir. Medeni Kanunun incelenmesi sonucu görülen şu ki yeni kanun detaylı olmasına rağmen bu konuyu tam olarak ele almamıştır. Bu bakımdan konu ihtilaflıdır. Arazi kanunun mer’i olup olmadığı hukukçular arasında da bir ayrıma sebep vermiştir. Bu bakımdan konu detaylı olarak incelenmelidir.

II) Arazi Kanununun TMK İle Mülga Olup Olmadığı Meselesi
         Medeni Kanun’un kabulü ile arazi kanununun ilga edilip edilmediği konusu ihtilafa s sebep olmuş ve ilk tartışmalar 1927 de başlamıştır. Mahkemeler ise arazi kanununun mülga olduğu tezini benimsemişlerdir. Bu konu 1964 yılına kadar mahkeme kararları ile devam etmişken bu yıllarda tekrar tartışmaya açılmıştır. İki görüş ortadadır birisi arazi kanunun mer’i olduğunu söylerken diğeri mülga olduğunu iddia etmektedir. Bu konular incelenecektir.
              
                                          Arazi Kanununun Mer’i Olduğu Görüşü           
         1927 yılında Temyiz Üyesi Rıfat Bey miri arazinin ilga edilmemiş olup, halen mer’i olduğunu savunmuştur. Medeni Kanun da Arazi Kanunun ilgasına dair bir hüküm olmadığını söylemektedir. Bu sebeple de arazinin mülga olduğu iddia edilemez demektedir. Medeni Kanun devletin mülkiyet hakkını kaldırmamıştır. Bir şeye kim malik ise tasarrufu o yapma hakkına sahiptir bu bakımdan devlet malik olduğu arazisinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Devlet mülkiyet hakkını üzerinden atmadığı gibi bu mülkiyet hakkını mutasarrıflara da vermemiştir. Temyiz Üyesi Rıfat Bey, Medeni Kanunun 717. maddesini örnek göstererek mutasarrıfın sadece kendi hayatı boyunca o araziyi kullanma hakkına sahip olduğunu ifade eder. Müstakil bir kanun çıkmadıkça rakabe (asıl mülkiyet) devlete ait olmakta devam eder.
         Prf. Dr. Onar da aynı görüştedir. Devletin geçmişten gelen bir hakkı ve bu hakka dayanan kanun hükümlerinin zımnen mülga olduğu iddia edilemez. Amme Emlak’ı dünya hukukunda nasıl ay bir kategoride ise, miri topraklarında aynı şekilde ayrı bir kategorisi olabilir.
         Recai Seçkin de aynı şekilde görüş bildirmektedir ve Arazi Kanununun, Medeni Kanuna aykırı olmadığını ifade eder. Mutasarrıfın elinde tapu bile olsa arazinin maliki sayılmaz sadece intifa (mirasçılara geçmeyen mutlak hak)  hakkına sahiptir.
                     
                                  Arazi Kanununun Mülga Olduğu Görüşü
  Arazi Kanunun mülga olduğuna dair görüşler, sarih olarak ilga edilmeyen bütün eski hükümler mer’i demektir. Yani kanun koyucu bu kanunları teker teker zikretmek yerine muhalif olan akam gibi bir terim kullanarak hepsini ifade etmiştir. Tatbikat Kanununda arazi kanununun ilga edildiğinin ifade edilmemesinin sebebini, gayrimenkullere taalluk eden hükümlerin sadece arazi kanununda değil, diğer kanunlarda da tanzim edilmiş olmasına bağlamaktadır.
     Medeni kanun malın rakabesine tasarrufu kastetmiştir. Miri arazide iki şahıs vardır biri devlet diğeri mutasarrıftır. Mutasarrıf hayatta iken devlet miri arazi üzerinde hiç hakka sahip değildir. Medeni kanunda intifa hakkından bahsetmemektedir. Bu durumda mutasarrıfı intifa sahibi devleti mülk sahibi göstermek mümkün değildir.
       Tapu sicilinde kayıtlı olmayan arazide devlet şahısların mülkiyet hakkını kabul etmez. Arazi Kanununun mülga olduğunu savunanlar, miri arazinin kendiliğinden mülk haline geçtiğini iddia etmektedirler. Yargıtay, arazi kanununa göre miri sayılan arazinin miras yoluyla intikaline, medeni kanunun miras hükümlerinin tatbikine dair olan hükümleri de hiçbir zaman bozmamıştır.
         Miri arazinin mülga olduğuna bir delilde 1945 yılında çıkarılan çiftçiyi topraklandırma kanunudur. Bu kanunda çiftçiye verilen toprak onun mülkü olur hükmü geçer. Tapu sicillerinde de o kişi üzerine kayıtlıdır. Medeni Kanun geçmişte devlete ait olan rakabe hakkını, miri arazinin zilyedine yani mutasarrıfa vermiştir.

III) Miri Arazinin Zaman Aşımı İle İktisabı

1) Genel Olarak:
       Zaman aşımı uzun zaman devam eden fiili durumu hukukileştirmektir. Bu müessese şahıslar arasında ki ihtilafları ve haksızlıkları da önlemektedir. Zaman aşımı ya bir hakkı sona erdirir ya da dava edilmesini önler nitelik taşır. İktibas mururu zamanı meriyetinden itibaren yeni kanuna tabidir. İktisadi zaman aşımı hakkında bir hüküm uygulanamaz.

2) Osmanlı Hukukunda Zaman Aşımı :
      Eski hukukumuzda ve İslam hukukunda zilyetlik zaman aşımıyla hak kazandırmaz. Zaman aşımı bir iktisap sebebi olarak kabul edilemez. Mecellede ‘tekadüm-i zaman ile hak sakıt olmaz’ hükmü vardır. Fakat zamanın geçmesiyle davanın görülemeyeceği kaidesi yoktu. Padişah bu konuda davanın görülmesi için hakime emir verebilirdi.
    Mecellede mülk gayrı menkule taalluk ediyorsa dava 15 sene içinde zaman aşımına uğrayabilirdi. Bu hüküm vakıf arazilerde 36 sene olarak ifade edilmiştir.
 Not: Bazen zaman aşımı işletmeyen sebepler vardır. Bunlar: Küçüklük, Delilik ve Bunaklık, Uzak Yerde Bulunmak, Zilyet Tarafından Davacıya Karşı Cebir Kullanılması (Tegallüp)

3) Miri Arazide Zaman Aşımı ve Mahiyeti

                Miri araziye 10 sene tasarruf eden kişi bu arazinin tasarruf hakkının iktibasıdır denilmiştir. Zilyedin alinde senet-tapu bulunsa bile bunun bir hükmü yoktur. Miri arazinin rakabesine ilişkin davalar ise 36 senede zaman aşımına uğrar. Boş veya mahlül arazide göçmenlere tefviz edilen yerlerin davası ise 2 yılda zaman aşımına uğrar. Zilyet, araziyi haksız olarak zabtettiğini açıkça söylerse zaman aşımı olmayıp arazi sahibine verilir. Tabi davalının araziye haksız olarak tasarruf ettiğini bizzat hakim huzurunda ifade etmelidir.
A) Hakkı Karar İktisap Zaman Aşımıdır:
           Miri araziye taalluk eden kişi tasarruf hakkını tam kullanmazsa, bu hakkını kaybeder. Bu sebeple tasarruf hakkının kullanılmaması sebebiyle boş kalan arazide husule gelen tasarruf boşluğunun o araziyi işleyen ve onda zilyet olan kimse istifade hakkınsa sahip görülmüştür.
B) Hakkı Karar İskati Müruru Zamandır:
      Zilyet tasarrufunun hakim huzurunda haksız olduğunu ikrar edebilirse kaç senen geçmiş olursa olsun zaman aşımına uğramış olmaz ve dava görülmeye devam eder. Miri arazide ki menfaat mülkiyetinin yani tasarruf hakkının zaman aşımı ile sakıt olmayacağını gösterir. Arazini işleyen kişiye verilmesinin sebebi ise tapulu arazi sahibinin değil de araziyi işleyen kişinin devlete öşür vergisi ödemesidir.

4) Miri Arazinin Zaman Aşımı İle İktisabı
              Miri arazi medeni kanunun kabulünden önce de sonrada zaman aşımı ile iktibas edilir. Kanun koyucu bu hususu temin için arazinin zaman aşımı ile iktisabını kolaylaştırmış, hatta hususi bir kanunla özel bir iktisap zaman aşımı kabul etmiştir.
A)  864 Sayılı Tatbikat Kanunu İle İktisap:
              Hakkı karar müddetinin dolmasıyla iktisap edilmiş olan tasarruf hakkı medeni kanunun ilgili maddelerince kazanılmış bir hak olarak kabul edilmektedir. Tamamlanmamış karar ise belli bir müddete mahsup olarak tapuya tescil edilmektedir.
B) 810 Sayılı kanun ve 501 Sayılı TBMM Tefsir Kararı:
            Bu kanun tapuya tescil edilmemiş olan gayrı menkullerin tescilini ve hatalı kayıt edilenlerin tahsisini sağlar. Senetsiz tasarruf muamelelerini tanzim eder. Hakkı karara dayanarak tescil talebinde bulunan davalının mahkeme hükmüne ihtiyaç duymadan tapu dairelerinde işini halledebilir.
C)  1515 Sayılı Kanunla İktisap:
         Bu kanun esasında tapuya kayıtlı olup da harici iktisaplar sebebiyle kayıtları gerçek durumu göstermediği için sahipsiz duruma düşen arazilerin zilyetleri adına taalluk eder. Bu hüküm mülk ve vakıf arazide sayılan diğer gayrı menkuller içinde geçerlidir. Kısaca esasında tapuya kayıtlı olup da sicil dışı tedavül eden miri araziye tasarruf eden zilyetlerin durumları kanunların koyduğu kaidelere uygun ise tapuya malik olarak kayıt edilirler.
D) Medeni Kanunun 639. Maddesi Gereğince İktisap:
     Bu madde 20 sene nisasız ve fasılsız bir araziye talluk eden zilyetin o araziyi kendi mülkü olarak tescil ettirebilir. Bugünkü tarım topraklarının büyük bir kısmı miri arazidir. Bu maddeye göre bu arazilerde tatbik sahasına girerler.20 sene zilyetlik ve bu zilyetliğin nizasız, fasılsız ve malik suretiyle olması. Bu iki şartın ise hakimden karar almış olması lazım gelmekteydi. Bu şartları uhdesinde toplayan zilyet arazini maliki olurdu.


Osmanlı Toprak Düzeninin Bozulmasının Bugünkü Toprak Düzenine Tesirleri

1) Cumhuriyet İdaresi Adaletsiz Bir Toprak Düzeni ve İlkel Bir Tarımsal Yapı Devralmıştır:
          Osmanlı ekonomisinin temeli tarımsal üretime dayanmaktaydı. Osmanlı devletinde ülkenin büyük bir kısmında miri toprak rejimi uygulanıyordu. Bunun sonucunda ise tarımsal üretim ihtiyacı karşılayacak miktara ulaşmıştı. Çifti emeğinin karşılığını alıyordu ve halk tarımsal ihtiyacını rahat bir şekilde karşılıyordu. Bu da ülkede halkın refah içinde yaşamasına vesile oluyordu. Osmanlının son dönemlerinde tüm müesseselerde olan bozulmalar toprak sistemine de yansımıştı. Toprak düzeninin bozulması ile çiftçi çoğu zaman mültezimler ve tefeciler karşısında yalnız kalmıştı.   Bozulan toprak düzeninde çifti topraksız kalmış, sermayeder ağalar toprakları ellerinde toplamışlardı. Köylü topraksız kalınca şehirlere göç etmeye başladı. Osmanlının güney ve güneydoğu bölgelerinde ağalar ve beyler toprak sahibi oldukları için bu bölgenin halkı onların himayesinde işçi olarak çalışmaya başlamıştı. Diğer bölgelerde ise miri arazi belli bir üst kesimin elinde mülk arazi olarak toplanmış ve yine köylü topraksız duruma düşmüştü. Kısacası devlet toprak düzenine müdahale edemiyor ve bu durumda köylü ciddi manada sıkıntılar yaşıyordu. Öyle ki devlet son zamanlar da un buğday gibi gıdaları dışarıdan temin etmeye başlamıştı. Osmanlı da ki toprak sistemi bozukluğu ekonomik ve sosyal yapının da bozulmasında rol oynamıştı.

2) Cumhuriyet İdaresinin Toprak-İnsan İlişkilerine Bakış Açısı:
            Cumhuriyet rejiminde insan toprak ilişkileri demokratik yoldan çözümlenmiştir. Yani yeni kurulan Türk Devleti toprak-tarım politikasının uygulanma şeklini demokratik bir düzlemde halletmiştir. Türkiye Cumhuriyeti mülkiyete saygı temeli üzerine şekillenmiştir. Maksat mülkiyet hakkını yaygınlaştırmak, topraksız çiftçiyi toprağa kavuşturmaktır.  Cumhuriyetin temel toprak rejimi özel mülkiyete dayalıdır. Bu sebeple topraksız çiftçiye hazine arazilerinden pay verilmiştir. Aynı zamanda büyük toprak sahiplerinin toprakları kamulaştırılmıştır. 1945 ve 1961 yıllarında arazi kanunları çıkarılmış ve topraksız köylüye yeteri miktarda toprak tahsili yapılmıştır. Bu konuda en önemli çalışmalardan biride 1973 yılında çıkarılan kanundur. Teferruatlı olarak hazırlanan bu kanunda özel hükümlere göre kamulaştırma yapılmış ve gerektiği miktarda toprak dağıtılmıştır.


- SONUÇ
           Osmanlı Devletinde miri arazi milli bir toprak rejimi halini almıştır. Bu rejim uzun bir müddet uygulanmış ve Osmanlıda feodalite teşekkülünü önlemiştir. Osmanlı bu sistem sayesinde tarımsal üretimi artırmış, köylünün ve halkın rahat içinde yaşamasını sağlamıştır. Bu sistem sosyal adaletli bir yapıdır ve insan ilişkilerinde tabakalaşmayı önlemiştir. Yani toplum- kişi menfaat dengesini kurmuştur. Bu milli karakterli yapı aynı zamanda Türk-İslam düşüncesinin bir mahsulü olmuştur.
        16. yüzyılda meydana gelen sistematik bozulmalardan toprak yapısı da payını almıştır. İlk etapta miri arazi yapısının bozulmaması için çalışmalar yapılmış ancak bunun önü alınamamıştır. Yeni devletin kurulması ile demokratik bir yapı benimsenmiş ve özel mülkiyete saygı çerçevesinde sorunlar halledilmeye çalışılmıştır. Bu sorunlar halen günümüz Türkiye sinde devam etmektedir. Yapılan birçok çalışma tam olarak uygulanamamıştır. Bunda askeri müdahalelerin büyük etkisi vardır. Türkiye bunun için halen bir model aramaktadır. Ne var ki milli toprak sistemimiz miri arazi rejimi günümüz şartlarına uyarlanmalı ve uygulanmalıdır.



Kaynak
CİN H., :Osmanlı Toprak Düzeni ve Bu Düzenin Bozulması, Ankara 1978


                                                                                                              Hazırlayan :  Şuayp Ateş